Prof. Dr. Bektaş, Doğu Karadeniz’deki afet tehlikesine dikkat çekti

Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş, Doğu Karadeniz bölgesinde heyelan riskinin sadece yağışlarla değil, depremlerle de arttığını ifade ederek, “Heyelanların meydana gelmesindeki en temel etken yağıştır fakat depremler de bu süreçte önemli bir rol oynamaktadır.” dedi.

2024 yılında yaşanan bu heyelandan sonra durum sona ermiş değil. Kayan büyük kütlenin arkasında yeni bir kütle daha mevcut ve bu kayma riski taşıyor. Bunlar basit kaya düşmeleri olmayıp, dağ biçimindeki yamaçların kaymasıdır; bu nedenle basit önlemler yeterli olmayacaktır.” şeklinde konuştu.

Doğu Karadeniz, iklim değişikliği sebebiyle ani yağış değişiklikleri ile sıkça karşılaşılan, can ve mal kaybına yol açan heyelanlar, taşkınlar ve sellerin yanı sıra deprem tehditleriyle biliniyor. Kıyı şeridindeki mikrodeprem hareketliliği ile uydu verileri aracılığıyla tespit edilen zemin deformasyonlarına dikkat çeken Prof. Dr. Osman Bektaş, bölgedeki heyelanların yağışlardan ziyade depremler tarafından da tetiklendiğini vurguladı. Bektaş, yamaçların güvenli hale getirilmesi için derhal kapsamlı mühendislik çalışmaları yapılması gerektiğini belirtti.

Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş, Doğu Karadeniz’de meydana gelen ölümcül heyelanların yalnızca yağışla ilgili olmadığını ifade ederek, “2019, 2022, 2024 ve 2026 yıllarında Arhavi-Hopa bölgesinde gerçekleşen ve ölüme yol açan heyelanlar gündemimizde mevcut. Bölgenin jeofizik ve jeolojik özellikleri değerlendirildiğinde; burada yaşanan ölümcül heyelanların nedenini sadece yağmura bağlamak mümkün değildir.” dedi.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, heyelanları etkileyen en önemli faktör bölgedeki yağış miktarıdır. Elbette ki Doğu Karadeniz Türkiye’nin en fazla yağış alan yeridir. Heyelanların oluşumundaki en kritik unsur yağıştır ancak bu süreçte depremlerin de etkisi büyüktür.” diye ekledi.

2024 yılında Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde meydana gelen 4.8 büyüklüğündeki deprem ve Arhavi’deki heyelanın hatırlatılması üzerine Prof. Dr. Bektaş, deprem ile heyelan ilişkisine yönelik şunları aktardı:

“1900 yılından 2025 yılına kadar AFAD’ın ve Kandilli’nin kayıtlarına baktığımızda Trabzon ile Sarp Sınırı arasındaki kıyı şeridinde yoğun mikro deprem aktiviteleri olduğunu görüyoruz; 2 ve 3 büyüklüğündeki depremlerin sıklığı dikkat çekici.” dedi.

Bölgedeki 2024 yılında gerçekleşen 4.8 büyüklüğündeki Rize-Çamlıhemşin depremi ise 240 kilogramlık bir dinamite eşdeğer bir etkiye sahiptir. Kandilli ve AFAD kayıtları ışığında yapılan değerlendirmeler; yaşanan sarsıntıların yamacın stabilitesini bozabileceğini göstermektedir.

Ayrıca hem yağışlı hem de kuru dönemlerde deprem ile heyelan arasında doğrudan bir ilişki olduğu tespit edildi. Depremden yaklaşık 4–5 gün sonra Rize’de bir heyelan meydana geldi; bu olaydepremin etkilediği alanda gerçekleştiği gözlemlendi.

Birkaç gün sonra Arhavi’de meydana gelen büyük ve ölümcül heyelanın ise yağmurla herhangi bir bağlantısı yoktu; olaydan önce ve sonra hiç yağmur düşmedi ve büyük kütle kara yolunu kapatarak 4 kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu.” dedi.

Verilere dayanarak Arhavi’de devam eden heyelan riskine değinen Bektaş, gerekli önlemlerin alınması gerektiğine dikkat çekerek şöyle konuştu: “Elimizde bulunan jeolojik ve jeofizik veriler bölgede sürekli bir çökme olduğunu göstermektedir . 2024 yılındaki bu heyelandan sonra durum sonlanmış değil; kayan devasa kütlenin arkasında yeni bir kütlenin varlığı söz konusu.”

Bu yeni kütle kayabilir . İTÜ ve KTÜ tarafından gerçekleştirilen araştırmalar Güneybatı’daki bir kütlenin yılda yaklaşık 6 santimetre kuzeye doğru hareket ettiğini ortaya koyuyor . Bu tür olaylar bölgede tekrar yaşanabilir . TIR’ların , kamyonların geçtiği transit yollar üzerinde benzer felaketler baş gösterebilir . Bunlar sıradan kaya düşmeleri olmayıp , dağ biçimindeki yamaçların kaymasıdır ; dolayısıyla basit çözümler yeterli olmayacaktır . Uydu görüntüleri ve arazi ölçümleri yapıldıktan sonra hareket mekanizmalarının anlaşılmasının ardından güzergahlarda mühendislik önlemleri alınmalıdır.

Sonuç olarak , 2024 yılında yaşanan felaket sonrası yeni bir afet olma ihtimali bulunmaktadır . Bölgedeki sismik aktivitenin devam ettiği tüm dünya tarafından bilinmektedir . Kıyı bölgesi aktif tektonik yapıya sahip olup , burada meydana gelen depremler ile buna bağlı olarak oluşan heyelanlar son derece önemlidir . Hem yağmur hem de aktif tektonik yapı ile mikro depremler bölgede büyük rol oynamaktadır ; tüm bu gerçekler göz önünde bulundurularak mühendislik çalışmalarının yapılması gerekmektedir.” ifadelerini kullandı.